Bakış açıları, kafaları karıştırmayı çok güzel beceriyor!
Bunu engellemek için elimizde ucu keskin, gerekli traşları yapıp, yanları ve arkaları alıp önleri bırakacak iki usturamız var.
Ockham’dan Habersiz Bir Ustura Markası
1300′lü yıllarda yaşayan Ockhamköylü William ismindeki düşünür, aslında hiç bir eserinde usturalardan bahsetmemiş, ancak 1800′lü yıllarda Hamiltongiller’in William ilk kez bu terimi kullanmış. Rahmetli Ockham…
Ockham’ın Usturası der ki:
“Eldeki veriler daha kapsamlı bir açıklama sağlamadığı sürece, en basit çözümlere yönelmeliyiz.”
Şairin burada bana demek istediği; “Evet, kafanızda bazı konularda şüpheler olabilir. Konuyla ilgili açıklama yapmanıza yetecek bilgi var mı? Yok mu? O zaman mevcut bilgilerle açıklayın… ve devam edin!”
Ockham’ın Usturası kuralının bana anlattığı bu. Çözmek istediğim bir soru varsa, temelsiz kalacak ve bağlayamayacağım fikirler üzerinden sallantılı fikir köprüleri kurmak yerine, bildiklerim üzerinden ilerlemem gerekiyor. Bu sayede bakıyorum, bildiklerim beni tatmin ediyor mu? Etmiyorsa yeni bilgilere ihtiyacım var, yoksa çözümüm de bilgilerim gibi eksik olacak.
Öğrenmek isteyen bir kafayı, öğrenmeye ve anlamaya zorlayacak bir yaklaşım bu.
Bir yandan da bazen Ockham’ın Usturası yanlış aktarılır; “Basit çözümlere gitmek varken karmaşık şeyler düşünmeyin.” denir. Elbette ciddi bir fark var. İlk anlatım şekli, eldeki verilere bakarak çözümü hızlandırmayı hedefliyor, ikinci cümle de işi karmaşıklıktan uzak tutmayı. “Abi durduk yere icat çıkartmayalım şimdi.” düşüncesi, rahmetli Ockham’ın aklındaki şey değildi.
Aptallık mı, Kötülük mü? Ya da Hanlon Diye Birisi Var Mı?
Efendim, efsaneye göre, Robert Hanlon diye bir adam, Murphy Yasaları kitabı hazırlanırken “Bu da benden olsun” diyerek bir fikrini yollamış, fikir şu:
“İnsanların eksiklikleri ile açıklanabilecek şeyleri, kötülükleri ile açıklamayın.”
Bu cümle, insanı sosyal yaşantısında çok rahatlatabilecek bir cümle, adeta naneli şekerin üstüne içilen su gibi bir şey.
İş hayatınızda, okulda, aile içerisinde ya da arkadaş çevrenizde sizin sinirinizi bozan, yapan kişinin neden yaptığını anlamadığınız, size tümüyle saçma sapan gelen şeyler kesinlikle vardır. Bu tarz tuhaf davranışların sahiplerini zalim, pis bir herif olarak tanımlamak yerine, “Abi o da öyle işte, kafası o kadar çalışıyor” diye tanımlamanızı sağlar.
Belki bu sayede sık sık bir arada olmak zorunda olduğunuz bazı insanların davranışlarına daha rahat katlanır, daha yumuşak tepkiler verebilirsiniz.
Pratik Kullanımlara Örnekler
- Bir iş başvurusu yaptınız. Geri dönüş olmadı. “Lanet olsun, beni neden beğenmediler, belki de özellikle geri aramıyorlar, pis herifler, hurr durr!” yapmayın. Onun yerine:
Ockham: Bilgilerimle en basit açıklamalarım neler? “Neden geri dönmedikleri ile ilgili yeterince bilgi yok. Ya seni beğenmediler, ya da geri dönmeleri engelleyen bir şey var.”
Hanlon: Eksikleri varsa ne olabilir?
“Muhtemelen bu CV’lere ve iş başvurularına her kim bakıyorsa yeterince iyi bakamıyor, zamanı yok ya da gözden kaçırdı.”
- İş yerinde davranışlarına sinir olduğunuz bir iş arkadaşınız var. “Kesin işleri bana kitlemek için yapıyor! Hatta epostalarda da beni cc’ye koymuyor ki işlerden eksik kalayım! Dur bak şimdi…” yapmayın. Onun yerine:
Ockham: Bilgilerimle en basit açıklamalarım neler?
Burada iş arkadaşınız ile ilgili bilgilerinizi kontrol etmelisiz. Mevcut iş farklı bir dilde olabilir ve yapamıyor olabilir mi? Başka bir işle meşgul olabilir mi? Epostalarda sizi cc’ye koymamasının nedeni nedir, biliyor musunuz? Bilgilerinizi kontrol ettikten sonra tekrar bir bakın…
Hanlon: Eksikleri olabilir mi?
“İş arkadaşım kafasız olabilir mi? Belki art niyetli değil, sadece kafasızdır… Belki de ona karşı daha anlayışlı olup, eksiklerini kapatıp, birşeyler gösterebilirim…”
Yani;
Kafanız bulandığında bulanıklıkları kesmek için iki kural.
Bu iki ustura kuralı da insana doğru cevapları vermez, ancak düşünerek çözüme ulaşma yolunda iki eleyici araç olurlar. Eleyebildiklerinize de daha sonra tekrar bakma şansınız olacaktır.
Çok uzun değil, 24 yıllık hayat deneyimimde gördüm ki, sevgi, saygı ve özveri gerçekten iç içe geçmiş kavramlar.
Özünden vermek, kendi hayatından eksiltmek. Rahatından olmak, zamanından olmak. Peki bir insan neden böyle bir şey yapsın?
Ha Dördüncü Hokage, Ha Birinci Korsan
Şimdilerde insanların duygusal gözlerle seyrettiği Naruto ve One Piece gibi animelerde de sık sık vurgulanan bir konu sevgi, saygı ve özveri. Bu iki animede de sıklıkla kahramanlarımızın arkadaşları ve dostları için, ya da sadece bazı kavramlar uğruna, yani bazı kişilere ve düşüncelerine, hayallere ve umutlara saygılarından kendilerini nasıl tehlikeye attıklarını görüyoruz, okuyoruz.
Başka insanların iç dünyalarını anlamak, kafasının içindeki düşünceleri anlamak, yapmak istediklerini ve başarmak istediklerini anlamak çok zor, çoğunlukla da imkansız bir çaba. İnsan, kendi yaşadıkları, çektikleri ve öğrendikleri sonucunda anlıyor başkalarının içini. Bu da zamanla ve acıyla kazanılan bir beceri.
Bu yüzden çoğu insan birbirini anlamıyor. Anlamaya çabalamıyor. Daha da ötesinde, paylaşmadığı süreçler hakkında empati kurmak için en ufak bir çabaya girmiyor.
Sizin Kahramanlarınız Var Mı?
Naruto, One Piece gibi animelerden sevdiğiniz kahramanlar kimler? Onlar neler için savaştılar, ne için acı çektiler, ne için sevdiklerini kaybetmeyi göze alıyorlar?
Eğer kendinizi geliştiremiyor, başka insanları anlayamıyorsanız, sürekli insanların size kabahat biçtiğini düşünüyorsanız ve haksızlığa uğramış hissediyorsanız, tebrikler. Siz de o animelerdeki “Halden anlamayan arkaplandaki ruhsuz extra” oldunuz demektir.
Kahramanlar ve kötü adamlar hayalleri, düşünceleri, sevgileri ve saygıları uğruna çarpışıp kan dökerken, arkaplanda “Hooo, süper hamle yaptı” diye izleyeceksiniz. Gözlerinizin üzerine mavi çizgiler çıkartmayı deneyin.
Yok, eğer bunu istemiyorsanız… Arkaplandaki mavi çizgili küçük adam olmak hoşunuza gitmiyorsa…
Kahramanlarınızı örnek alın.
Savaşmak
Sevdiğiniz şeyler için çabalamaktan, kendinizden vermekten, yorulmaktan, tükenmekten korkmayın. İnsanların hayallerine saygı duyun, insanların düşüncelerini dinleyin, insanların yapmak istedikleri şeyleri, ulaşmak istedikleri şeyleri anlayın. Yine de anlamıyor musunuz? Olsun, eğer onların iyi insanlar olduklarına inanıyorsanız, yine de onların düşüncelerine saygı duyun.
Bunu yapmak çok zor değil.
Eğer sevdiğiniz, saygı duyduğunuz bir şey için çalışıyorsanız, savaşıyorsanız, özveri kendilinden oluşacaktır. Neyi sevdiğinizi, neye saygı duyduğunuzu bilmiyorsanız, savaşamazsınız.
Sevmediğiniz şeyler için çalışmayın. Sürekli yapacakmış gibi yapıp sonuç çıkartmayan, istiyormuş gibi gözüküp içten içe sıkılan, kendi kendisinden de sıkılan bir insan olursunuz.
“Since my earliest childhood a barb of sorrow has lodged in my heart. As long as it stays I am ironic — if it is pulled out I shall die.”
“Çocukluğumdan beridir kalbime batıyor hüznün dikeni. O battıkça alaycı kalacağım, o çıkarsa öleceğim.”
Hayatımdaki çok güzel bir insan sayesinde Søren Kierkegaard’ı baştan öğreniyorum son bir yıldır. Ne yazsa, ne konuşsa, benim içimden çıkmış bir parça gibi hissediyorum. Benden önce benim benliğimi yaşamış, anlamış ve yazmış. İnsana kendisini ikinci el hissettiriyor ama güzel sözleri beni çok mutlu ediyor.
Bu sözünü çok beğendim, severek çevirdim ve paylaşmak istedim.
Geçtiğimiz yıllarda Twilight filmlerinin yakaladığı büyük başarı, hepimizin maruz kaldığı beyaz ekrandaki işleri etkileyecek. Kitabı bir yana bırakıyorum, rafları çoktan sevişgen vampirlerin boy boy kitapları doldurmaya başladı.
Benim istediğim, yaratıcı (!) profesyonellerin film formüllerine muhtemelen eklenecek yeni bir satır ve geri dönen eski bir satırdan bahsetmek.
Eskiye Mazi Derler
90′lı yıllar ve 2000′lerin ilk yılları, Arnold ve Silvestır’ın başını çektiği kaslı aksiyon yıldızlarının filmleri ile bezeliydi. Süperkahramanlı, aksiyonlu, makinalı tüfekli filmlerin hepsinde bol kaslı abiler boy gösteriyordu. 2000′li yılların ortalarında, belli bir doygunluğa ulaşıldı muhtemelen. Artık sinemanın kahramanları daha az kaslı, belki de yeter miktarda kaslı demeliyiz.
Ve hepsi beyaz atletli…
Şimdi, Thor’un fragmanı yayınlanınca gördüm ki, an itibari ile sinemada “beyaz atletli, yeter derecede kaslı” kahraman doyumuna ulaşmışız. Şu andan sonra daha çok Vin Diesel, daha çok Thor ayarında oyuncular göreceğiz muhtemelen.
Bunda Twilight’ın yakışıklılarına, izleyici kitlesi olan hanımların verdiği içgüdüsel tepkilerin etkisi büyük. Elbette Hollywood prodüktörler yakışıklıları hep zaman biliyorlardı; şimdi ise, özellikle Amerika’da Twilightsever hanımların azmışlık derecesine varan fanatiklikleri, hiç kimsenin gözünden kaçmadı.
Kaslı, baygın bakışlı, sert adamlar geri dönecekler…
Siyah Giymekle Gelen Karizma
Bir de son zamanlarda, fantastik yapımlarda karanlık, siyah giyimli, beyaz tenli arkadaşların popülaritesi hızla arttı.
Hepsi de doğaüstü olaylara dahil bunların.
Bundan sonra bir de sık sık siyah giyen, mahzun bakışlı, yakışıklı, siyah kıyafetli adamların artışını izleyeceğiz belli ki.
Yakında başrollerinden birisi kaslı, diğeri ince yapılı ama siyah giyimli, vampirli-büyücülü bir dizi ya da film görürseniz şaşırmayın. Yıllar önce Angel – Spike arasındaki gibi bir durumları bile olabilir!